my_stories SİMERENYA

Ekim 23rd, 2008 - my_stories
Güzelliklerle örtülü bir dünyanın gizemli adıdır Simerenya. Kahreden ihanetlerin, semtine uğramadığı ; baykuşların gül dalına konmadığı hayaller ülkesi …Gaye ülke Simerenya…
Peyami Safa, “Yalnızız” romanında bu gizemli dünyayı , huzur ülkesini anlatır roman kahramanlarının hayat satırları arasında.
Kötülük Ölümün koynuna atılmıştır, ihanetler darağacına çekilmiştir , Simerenya diyarında. Ağacın yeşilinde, gülün kırmızısında, göğün mavisinde sevdaya adanmışlık vardır. Huzur damıtılır yüreklere. Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksiri,sevdaya adanmış ruhlara içirilmiştir.
Her gönlünde elbette bir Simerenya yanı vardır. Keşfedilmeyi bekleyen ne güzellikler vardır ruh iklimlerinde. Dudaklardan dökülen şarkıların güftesi, vefanın rengine boyalı; bestesi kalbin titreşimleriyle süslü….
Dağların yamaçlarından aşağı doğru yuvarlanan bir kartopunun çığ haline dönüşmesi gibi , gözyaşı ile beslenen duygular vardır aktıkça çoğalan, çoğaldıkça arındıran.
Cennette kötülük duyguları yoktur.
Ve Simerenya, insanın vicdanla desteklenmiş cennet yanıdır. Günahın çağrısına kapalıdır kulaklar orada. Kaldırımlar, günahkâr yalnızlıklarını beslemez bu ruh ikliminde.
“Ceylanların ürkmediği bulvarlar düşünüyorum.” diyenler, rüzgarların bile musiki terennümleriyle estiğine şahit olurlar. İnsan realitesinin sert duyarlılığına çarpan bulanık bakışlar, Simerenya’ da ölüm soluyan ve ölümle dost olan yüreklerde erir mum edasıyla.
         “Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm
        Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm?”
  mısraları, her dem dökülür nasibi Kevser olan dudaklardan.
İnsan realitesinin sert duyarlılığına çarpan bulanık bakışlarımız, Simerenya’ da berraklığa kavuşur. Yüreğimizde saklıdır şifresi. Şifreyi çözemiyorsak ağlayacağız. Gözyaşı ile çözülmüyorsa şifreler, hıçkırıklarla parça parça olmuyorsa pas tutmuş kilitler, ağlamak bir kader olur artık.
Ölmeden önce ölümü ruh iklimine misafir edenler , cennet diyarının şifresini çözenlerdir. Cennet diyar Simerenya’ nın  şifresini çözemeyenler de teselli ırmaklarından vuslata dair akan şırıltıları duyamayacaklardır.
         Manası anlaşılmamış bir dünyanın eşiğinde ölümün kucağına terk edilen bebekler, asırlar öncesinin cehaletini sırtlanmış sırtlan ruhlu insanlardır.
         Sevgiye muhtaç gönüller, aydınlık bir gelecekten nasibi olmayanların merhametsizliğinde kırılmışlığın hüznünü yudumluyor.
Yüreğinde bir Simerenya yanı olanlar, aşkı yarına kalacak olan sevda kahramanı yiğitlerdir.
Kelimelerle değil kalplerle konuşabilseydik, göğüslerde bir gül gibi taşınıp koklanan bebekler ağlamayacaktı. Terk edilmişliğin hüznünü yaşamayacaktı genç aşıklar.Aşk, kefenlenip gömülmeyecekti vefasızlığın koynuna.
Ey Dost, yüreğini ebedi bir aşka adayan sevgili!
“Kendi dışınla oyalanacağına kendi içine dön!” Bırak gökyüzünün rengini, kendi gönül semalarında mavinin en has güzelliği var. Yönel yüreğine yönelebildiğin kadar.Yüreğinde sevdalar var, sevdaya sözü geçen sevgili var.Uzat elini yüreğine ve yüreğime…
“Ver elini gidiyorum bir elim sende , ver elini gidiyorum yüreğim sende.” diyen şairler gibi bende uzatmak isterim elimi, yüreğini yüreğime bırakan dosta.
Dostların sevda kokanı, vefa açanı, yüreğinde bir Simerenya diyarı olandır.
Sizde keşfedin Simerenya yanınızı. Yalnızlığınızı , kaldırımların günahkar ıssızlığını, küskün ırmaklar gibi akışınızı Simerenya sahillerinde yıkayın. 
  
Bir Leyla Düşlemesi

mutluluk

Eylül 25th, 2008 - vpamuk

 

çok sevdim,sevildim de

güldüm,hıçkıra hıçkıra ağladım da,

rüzgarın önünde bir yaprak gibi

ordan oraya savruldum,

kimseyi acıtmak istemedim

nedendir çok acı çektim,

küçük yaşta gurbet gördüm

bir daha dönemedim,

tek isteğim mutluluktu

hala olamadım…

     ***

adı sanı belli olmayan bir şairden dram yüklü bir şiir,,önümüze çıkan olumsuzluklara,hayatın dikenli yollarına rağmen dik durmak,mutlu olmak dileğiyle

Polonya’da Bir Kuş Var,Romain Gary

Haziran 5th, 2008 - vpamuk
ROMAIN GARY ( EMILE AJAR)
İki farklı isim tek büyük bir yazar,
Asıl adı Roman Kacew olan yazar, Vilna‘da (şimdiki Litvanya‘nın başkenti Vilnüs), Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesiyle önce Varşova‘ya (Polonya) göç ettiler. 1928 yılında, Gary 14 yaşındayken, annesiyle Nice( Fransa)’de bir banliyöye taşındılar. Daha sonra kitaplarında ve söyleşilerinde, babasının kökeni, ailesi ve çocukluğuyla ilgili her seferinde değişkenlik gösteren bilgiler verdi.
2. Dünya Savaşında, İngiltere‘nin yanında Almanya‘ya karşı savaşmak için Fransa‘ya yerleştiğinde, adını Romain Gary olarak değiştirdi.Paris‘te hukuk okudu. Fransız Hava Kuvvetlerinde kulllanmayı öğrendi. 2. Dünya Savaşı sırasında Fransa’nın Nazilerce işgali sonrasında, İngiltere’ye uçtu ve Özgür Fransız Kuvvetleri bünyesinde Avrupa ve Kuzey Afrika‘da hizmet verdi. II.Dünya Savaşında gösterdiği kahramanlık nedeniyle kendisine çok sayıda onur nişanı ve madalya verildi.
Savaştan sonra, Fransız diplomatik servisi için çalıştı ve 1945‘te, ilk romanını yayımladı. İlerleyen yıllarda, kimilerini Émile Ajar takma adıyla yazacağı 30′un üzerinde roman, öykü ve anı kitabıyla, Fransa‘nın en üretken ve popüler yazarlarından biri olacaktı. Ayrıca, Fosco Sinibaldi ve Shatan Bogat takma adlarıyla da birer roman yayımladı.
Birleşmiş Milletlerin 1952′de New York‘taki, 1955′te ise Londra‘daki Fransız Delegasyonu sekreterliğine getirildi. 1956′da Fransa‘nın Los Angeles başkonsolosu oldu.
1962-1970 yıları arasında ünlü ABD‘li oyuncu Jean Seberg‘le evli kaldı. Çiftin bu evlilikten, Alexandre Diego adında bir oğulları oldu. Seberg’le ayrılığı nedeniyle sarsılan Gary’nin 1980 yılındaki intiharında, Seberg’in 1979 yılındaki şüpheli ölümünden sonra girdiği bunalımın büyük etkisi olduğuna inanılır. Yazar, 2 Aralık 1980‘de Paris‘te, kendisini tabancayla vurarak intihar etti. Emile Ajar’ın kendisinin takma adı olduğunu da açıkladığı intihar mektubunun son iki cümlesi çok ses getirdi: "Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın."
Yazarlığı
Fransa‘da bir kişiye birden fazla verilmeyen Goncourt Ödülü‘nü iki kere (bir kez Romain Gary bir kez de Émile Ajar adlarıyla) aldı, bunu da intihar notunda açıkladı. Ödülü ilk olarak kendi adıyla yayımladığı Cennetin Kökleri romanıyla 1956 yılında alan Gary, Émile Ajar adıyla yazdığı Onca Yoksulluk Varken romanıyla, 1975 yılında ödülü tekrar aldı. Yalan Roman, Kadının Işığı, Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı, Yıldızyiyiciler, Kral Solomon’un Bunalımı, yazarın diğer eserlerinden bazılarıdır. Bu kitapların da aralarında bulunduğu pek çok kitabı, Türkçe‘ye çevrilmiş ve Can Yayınlarınca basıldı
Yaşamı,yazarlığı,yapıtları belirsiz kimliğiyle edebiyat dünyasına renk katan,beklenmedik ölümüyle herkesi hayal kırıklığına uğratan,direniş üzerine tarihin eni iyi romanı olarak bilinen(Polonya’da bir kuş var) bir kitap,,,yaşama ve edebiyata kattığın güzelliklerden dolayı…teşekkürler…
 
 
 

SABAHATTİN ALİ

Nisan 8th, 2008 - vpamuk
SABAHATTİN ALİ

Acılar,yokluk,hapis günleri,işsizliklerle geçen bir hayat ve trajik bir son,edebiyat ve aşk adına bir roman deyince akla gelen ilk kitap olan Kürk Mantolu Madonna’nın yazarı olan Sabahattin Ali.25 Şubat 1907 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırları içindeki Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu.Öğrenimini Balıkesir ve İstanbul Muallim Mekteplerinde yaptıktan sonra Yozgat’ta öğretmenliğe başladı. Kazandığı sınavla gittiği Almanya’da Postdam ve Berlin’de öğrenim gördü. Dönüşünde çeşitli okullarda öğretmenlik, Devlet Konservatuvarı’nda dramaturgluk yaptı. 1931 yılında bölücü propaganda yaptığı ihbarı üzerine üç ay tutuklu kaldı, kovuşturma sonunda aklandı. Görevine döndü, bu sırada yazdığı bir romanı yayımlamaktan vazgeçince, gazete sahibi iki tanıkla birleşerek, bir toplantıda okuduğu bir taşlamayı okunmasından 6 ay sonra ihbar etti, yargılandı ve mahkum edildi. Cumhuriyetin Onuncu Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak salıverildi. Çeşitli resmi kuruluşlarda 1945 yılına kadar çalıştı. İşsiz kaldığı bir dönemde Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa’yı ve onun devamı olan mizah dergilerini çıkardı. Bu dergilerdeki yazılarında, yayın yoluyla hakaret ettiği savıyla yargılandı ve mahkum oldu.Yurt dışında çıkmak için anlaştığı, kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında Sazara köyü civarındaki ormanda öldürüldü.
 
Herkesin mırıldandığı,bildiği şarkıların söz yazarı o duyguları ilk yaşayan isim,hangimiz demedik ‘’Döndüm daldan düşen kuru yaprağa Leylim Ley,Seher Yeli Dağıt Beni Sar Beni Leylim Ley…’’veya unutulmaz hapishane türküleri ‘’Başın öne eğilmesin Aldırma Gönül Aldırma,Ağladığın duyulmasın Aldırma Gönül Aldırma…’’,Ahmet Kaya’dan dinlemedik mi ‘’Burda çiçekler açmıyor,Kuşlar süzülüp uçmuyor,Yıldızlar ışık saçmıyor,Geçmiyor günler geçmiyor,,’’ veya en içten aşk değilmiydi Raif Efendi’nin Maria Puder’e olan aşkı,,Sabahattin Ali’nin yapıtları bugün Bulgaristan’daki eğitim kitaplarında okutulmaktadır ve orada en iyi tanınan yazarlardandır tıpkı Nazım’ın Rusya’daki en büyük şair olarak kabul edilmesi gibi,Edebiyata ve yazarlarımıza sahip çıkmak,onlara hakettikleri değeri yaşarken vermek dileğiyle,,
 

my_stories Çernobil ve yitikleri

Mart 12th, 2008 - my_stories

Gençliğini keşfedemeden ve birden bire içimizdeki asi karadenizi hırçın dalgalarını ve her tonda mavisiyle yeşile kucaklanışını da alıp götüren ve çok ama çok zamansız kayan bir yıldız KAZIM KOYUNCU…
Unutmadığımız unutamadığımız unutmayacağımız ve de unutturmayacağımız insanlık tarihinin en büyük faciası çernobilin etkileri Koyuncu ailesi ve sevenlerinin içine ateşi düşürdüğü kadar bir çok karadeniz ailesininde içine ateş düşürdü.gelecek belkide hepimiz için o kadar aydınlık ve sağlıklı olmayacak kayıp giden bir kuşak kim bilebilir ki belki ben belki de sen. 
Volkan Konak’ın da dediği gibi gökten bir yıldız kaydı karadenize düştü aman aman gardaş yaralıyım ve hepimiz yaralıyız ve her geçen gün yaralanmaya da devam etmekteyiz çernobilin günümüze uzanan etkileri ve dünün çocukları bugünün genç ölü bedenleri…

 

Volkan Konak-Gardaş